Galatasaray sezon başından beri en iyi futbolunu dün akşam bu kupanın en büyük favorisi PSG karşı oynadı.

Ne oldu da üç gün önce sahada ne yaptığını bilmeyen bloklar arası çalışmayan, üçüncü bölgeye top taşıyamayan bir takımdan, dün gece her hattı ile maça konsantre, istekli, arzulu ve mücadele gücü yüksek bir takıma dönüştü.

Bunun iki sebebi var.

1) Fatih Terim’in kulübede olması
2) Galatasaray Futbol Takımı’nın Avrupa maçlarında başka bir kimliğe bürünmesi.

Çok güzel bir atasözümüz var; “At sahibine göre kişner.”
Galatasaray Futbol Takımı’nın yüksek maliyetli ve aynı zamanda çok kaliteli bir kadrosu var. Bu kadronun kenarda Fatih Terim’i görmesi ile çok saygı duyduğum Levent Hoca’yı görmesi çok farklı bir durum. Fatih Terim bir oyuncuyu oyundan çıkarırken hiçbir futbolcu trip yapamaz. Ama Feghouli Fenerbahçe maçında oyundan çıkarken Levent Hoca’ya trip yapıyordu.

Fatih Terim’in kulübede olması taraftara camiaya da güven, huzur ve birleştiricilik duygusunu veriyor.

Maç öncesi yapılan basın toplantısında ki “Galatasaray taraftarının üzülmesini anlarım ama karamsarlığa kapılmalarına anlam veremem. Biz nerelerden geldik, neredelerden sampiyon olduk, nerelerden Avrupa’dan Kupa getirdik” sözü ile üç gün önce “Bu PSG bizi perişan eder” stresinden, “Bu akşam biz PSG yeneriz” moduna geçirdi.

Bunun yanında adeta kulübün genlerinde olan “Türk olmayan takımları yenmek” felsefesi kulübe gelen her oyuncu için birinci olmazsa olmaz madde olarak imzalatılıyor sanki. Avrupa maçlarında takım kimya değiştiriyor.

Dün akşam Muslare’dan başlayıp savunma ve orta sahanın destegi ve hücum hattının rakibin birinci bölgesinde başlayan pres, dünya markası bir rakibe özellikle ilk yarıda nefes aldırmadı.

Burada Muslera’nın kalede güven vermesi savunmada Luyindama ortada Seri, Nzonzi ve Donk’un uyumu, orta alandan üçüncü bölgeye taşınan toplar hem seyirciye keyif verdi hem de oyun görselliğindeki bu güzellik ligde bulamadığı net gol pozisyonları bulmasını sağladı. Seri’nin topu içeri girse maçın şekli bambaşka bir yöne çevrilirdi.

Seri takıma her geçen gün daha alışıyor, Nzonzi bu takımın en değerli oyuncusu. Oyunun iki yönünü anlatılmaz oynuyor. Boyuna rağmen ağır değil. En büyük özelliği topu terse kullanması. Dün geceki oynanan güzel oyunun baş sorumlusu. Takımın mağlup olmasına rağmen Nzonzi’nin beğeni kazandı.

Hoca’nın dediği gibi “Galatasaray mağlup olabilir ama taraftarına seyri hoş futbol sunmak zorundadır” gerçeğinin karşılığıdır. Bu mücadelenin karşılığı en azından bir puan olmalıydı.

Gecenin kötüleri ise yorgun Feghouli, maskeli Belhanda ve Japon Nagatomo’ydu.

Yeni transferlerden Falcao ile ilgili sıkıntı halen devam ediyor. Maalesef Diagne’nin de yaşadığı hücum hattına top gelmeme sıkıntısı “Falcao ya da top gelmiyor” deyimi ile devam ediyor. Kanatlarda Babel ve Feghouli Falcao’yu besleyemiyorlar. O zaman da “Acaba sezon başı Fatih Hoca kapıda yatan Rodriquez’i kadroya dahil etse miydi” sorusu geliyor insanın aklına. Ama zaman içinde bu problem de aşılacak ve arzulanan galibiyetler gelecektir, diye düşünüyorum.

PSG Kupa’nın en büyük favorisi
PSG’ye gelince… Başta da dediğim gibi bu kupanın en büyük favorisi. Dün akşam Neymar, Cavani gibi kramponlar olmamasına rağmen özellikle Di Maria, Icardi ve sonradan oyuna giren Mbappe ile sonuca gitmesini bildiler. Galatasaray’ın yaptığı presi tek pasla kırıp oyunun geniş alanlarını kullanarak, Galatasaray’ın altmış beşlerde oyundan düşmesini sağladılar. Buna rağmen golü; harika bir maç yöneten hakemin tek hatası olan, Seri’ye vermediği faul pozisyonda buldular.

Sonuç olarak hem iyi hem kötü bir geçen bir gece…

İyi tarafı… Mücadele gücü yüksek, iyi top oynayan ve gelecek için güven veren bir Galatasaray.

Kötü tarafı… Brügge’ün; kimsenin beklemediği Real Madrid deplasmanından aldığı bir puanla gruptaki hesapları karıştırması…

Cevap Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz